Truva Antik Kenti Kazılar

 

  • Çanakkale Truva Antik Kentinde Çok eski dönemlerden beri aralıksız kazılar yapılmakta olup, kazılar halen daha Alman firma tarafından devam etmektedir. Truva hazineleri kaçak kazılarla, hazineleri adeta yağma edilmiş, truva hazinelerinin çok büyük bir kısmı yurt dışında bulunmaktadır. Kültür bakanlığı bu eserlerin yurt dışından ait olduğu yere getirilmesi için yabancı ülkelerin müzelerinde bulunan bu hazineleri yurda getirmek için aralıksız çalışma yürütmüş, başarılı sonuçlar alınamamıştır. Kazıların geçmişi aşağıdaki gibidir.

    1.Dönem Kazılar ( 1870-1890) : Troia’da ilk kazılar Zengin bir amatör arkeolog olan Henrich Schliemann Homeros’un iliada Destanı’ndan yola çıkarak 1870 yılında Troia’yı bulmak için kazılara başladı. Amacı arkeolojik olmaktan çok defineciliğe yakındı. (Bazı arkeologlar ise Schliemann’ın o zamana kadar define avcılığından öteye gitmeyen kazıların aynı zamanda kayıp uygarlıklar bilgi de sağlayabileceğini gösterdiğini ve Kazılara yeni yöntemler getirdiğini ileri sürüyorlar.) Priamos’un efsanevi hazinesi arıyordu. Troia II evresinden kapı ve rampanın yanındaki bir çukurda gerçekten de bir hazine buldu. Sonradan uzmanların Priamos’un hazinesi olmadığı görüşüne vardıkları hazineyi kaçırdı. Hazine uzun süren bilinmezlik döneminden sonra Rusya’da Puşkin Müzesi’nde ortaya çıktı. Troia ile ilgili en popüler öykü de bu oldu. Troia başından beri büyük tartışmalara konu oldu; bilim çevrelerindeki tartışmalar günümüzde de sürüyor.

    2.Dönem Kazılar ( 1893-1894) Büyük kamplaşmalara neden olan Troyia’da ilk bilimsel kazılar Schlieman’dan çok sonra Wilhelm Dörpfeld yönetiminde yapıldı. Anca bu kazılarda da “bir şeyler bulabilmek” için kent höyüğünün altı üstüne getirildi.

    3.Dönem Kazılar ( 1932-1938):1932-1938 yılları arasında Cari W, Blegan başkanlığında Amerikalıların yaptığı kazılarla Troia bilimsel yönden yeterli düzeyde incelenmeye başlandı.

    4.Dönem Kazılar ( 1988-2005) :Günümüzdede süren kazıları 1988′den 2005 yılına kadar Tübingen Üniversitesi adına Manfred Korfman yönetmiştir. Prof. Korfman Troia ile ve çevreyle öylesine bütünleşti ki, adına bir Türk ismi eklenerek Manfred “Osman” Korfmann oldu ve Türk vatandaşlığı almıştır.Prof. Korfmann’ın 2005 yılında vefat etmiştir.

    5.Dönem Kazılar ( 2005-Devam ediyor): Prof. Korfmann’ın 2005 yılında vefatından sonra, Tübingen Üniversitesi, Prehistorya ve Protohistorya Bölümünden, Prof. Dr. Ernst Pernicka ve Dr. Peter Jablonka aynı ekiple kazıları sürdürmektedirler.Bir çok kez üst üste kurulan Troia Troia’nın arkeoloji ve tarih açısından en önemli yanlarından birisi kentin yıkılıp, yanıp yeniden aynı yerde kurulması. Genellikle bir kent yıkıldığında bir başka yere kurulur. Oysa Troia hep aynı yerde yeniden kurulmuş. Böylece insanlık tarihinin, kültürün, mimarinin 5 bin yılını izleme, öğrenme şansı veriyor.

    Troia I, II, III ve öncesi İ.Ö. 300-2500 yılında yaşamış. Bu evre kentin surlarla çevrildiği, Güneye bakan büyük konutlar (megaron) yapılmış. Surlar eğimli, temelleri taş ve üst kısımları kerpiç. Troia’nın çevresine Troas deniliyordu.Troas’ta Troia kurulmadan önce de yerleşim vardır. Kumtepe’nin üzerinde insan yerleşiminin ilk izleri bulundu. Bu izler 7000 yıl geriye gidiyor günümüzden. İ.Ö. 4800 tarihinde burada bir köy yerleşimi olduğu anlaşılıyor. Köyün sakinleri tarım yapıyor; meyve ağacı yetiştiriyor, balık avlıyor ve keramik üretiyorlardı. Dahası o zaman bakırı biliyorlardı. İ.Ö.4. bin yılın sonuna doğru yeni göçler geldi. Onlar da kurşun ve tunç kullanıyorlardı. Ayrıca sadece eti için değil yününden de yararlandıkları koyun beslemeyi geliştirmişlerdi. İşte İ.Ö.3000 yıllarında körfeze doğru uzanan yükseltinin sırtında yeni bir yerleşim kurdular. Bu I. Troia’nın çekirdeğiydi bu. Troialılar kentlerine gerçek bir kale yaptıklarında Piramitlerin yapımına 400 yıl vardı. Yerleşim daha başından bir surla çevrilmişti ki 1,0, 3000 yılının başlarında bu bölgede bir ilkti. Daha bir çok ilk vardı. Buğday arpa çeşitlen yanında bezelye, nohut, bakla gibi bir çok sebze türü yetiştiriyorlardı ve denizde bir çok tür balık avlıyorlardı. Tunçtan yapılmış aletler bulundu. Cam benzeri volkanik bir taş olan oksidiyenden çelik gibi keskin bıçaklar ele geçti.Gemiler yaptılar ve Kuzey Ege Marmara Denizi’ne kadar ticaretleri vardı. I.Ö. 3000 yılı ortalarında planlı büyük bir kent olduğu düşünülüyor. Büyüklüğü 90 bin metrekare olan bir kent ,Ege Bölgesi’nin en büyük kenti. Schliemann bulduğu her katmanı Troia l’den Troia IX’a kadar adlandırdılar. Sonraki arkeolojik çalışmalarda daha ince yöntemler kullanılıyordu elbette. Mimari aşamaları daha ayrıntılı olarak belirlediler. Bugüne kadar elliden fazla aşama belirlendi. Karışıklığa yol açmamak için de Troia Vlla, Troia Vllb şeklinde kodladılar. Daha ince farkların belirtilmesi gerekince de Troia Vllbl, Troia Vllb2 olarak ifade edildi. Troia II İ.Ö. 2500-2300, Troia III, IV V ise İ.Ö, 2300-1900 yıllarını kapsıyor. 2350 yılında çıkan bir yangın sarayları, yeni konutları, muhtemelen Troia l’in konutlarını da yok etti. İ.Ö. 1900 sıralarında işler yeniden düzelmeye başlamış. Kent sakinlerinin daha büyük ve daha güzel evlerde oturdukları anlaşılıyor. Bulunan Troia V konutlarından birisinin büyük odası 5m. X 1 Om. Büyüklüğünde. Yani 50 metrekarelik büyük bir salon. Ayrıca mobilya türünden eşyalar yapıyorlar ve yeni bir estetik anlayış geliştiriyorlardı. Beslenmede av eti lehine azalan sığır eti tüketimi bu dönemde yeniden yükseliyor ve % 50′yi buluyordu. Sonra arkeologların açıklayıcı bir bulguya sahip olmadıkları bir çöküş yaşanıyor. Dana önceden İ.Ö. 1750 yıllarında da zaten kentin büyük ölçüde terk edildiği anlaşılıyor Yüksek bir refah döneminden göçlere yol açacak bir çöküşün nedeni bilinemiyor. En azından şimdilik Savaşın yıkımından sonra Troia savaşta yenilip kent yıkıldıktan sonra kent halkı göçmedi. Yeni gelen göçmenlerle birlikte kenti yeniden yapılandırmaya giriştiler. Eski evler onarıldı, kale içinde yeni evler yapıldı. Böylece kale içinde sadece egemenlerin yaşamasına da son verilmiş oldu. Bugünkü izler Troia Vllbl’in de pek yoksul olmadığını gösteriyor. Buluntular bu dönemde İtalya, Yunanistan ve Balkanlar’dan göçmenler geldiğini ortaya koyuyor. Troia’daki en önemli buluntulardan biri olan tunç mühürü gösterir. Mühür, 1995 yılında Troia VII tabakasında (M.Ö. 12. yy) bulunmuştur. Çapı 2,3 cm’dir. Ön yüzde, Luvi dilindeki Hieroglif yazıtta bir katibin ismi, arka yüzde de karısının ismi yer almaktadır. Bu buluntu, Troia’daki en eski yazılı belgedir ve Troia’nın Hititlerle olan ilişkilerine işaret etmektedir.

  • Bir önceki yazımız olan Truva Antik Kenti (Çanakkale) başlıklı makalemizde Truva Antik Kenti ve Truva UNESCO hakkında bilgiler verilmektedir.

    Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir